Zina Nedeniyle Boşanma Davası

Zina nedeniyle boşanma davasında aldatan erkek eş, dijital deliller ve adalet terazisini gösteren kurumsal hukuk görseli

Zina Nedeniyle Boşanma Davası Nedir?

Zina nedeniyle boşanma davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biridir. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre eşlerden birinin zina etmesi hâlinde diğer eş boşanma davası açabilir.

Zina, evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin kendi iradesiyle eşi dışında üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki kurmasıdır. Bu nedenle flört etmek, duygusal yakınlık kurmak, başka biriyle yoğun biçimde mesajlaşmak, öpüşmek, sarılmak veya sosyal medyada sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayan paylaşımlar yapmak tek başına zina olarak nitelendirilemez. Bununla birlikte söz konusu davranışlar, somut olayın özelliklerine göre zinanın gerçekleştiğine işaret eden birer emare oluşturabileceği gibi Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi kapsamında güven sarsıcı davranış ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmaya dayanak teşkil edebilir.

Zina mutlak boşanma sebebidir. Bu nedenle zina fiili hukuka uygun delillerle ispatlanmış, dava kanuni süre içinde açılmış ve af olgusu bulunmamışsa hâkim ayrıca evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürülemeyecek derecede sarsılıp sarsılmadığını araştırmaz. Başka bir ifadeyle, şartları gerçekleşen zina olgusu boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir.

Ancak zinanın mutlak boşanma sebebi olması, zina yapan eşin her durumda ve otomatik biçimde tam ya da ağır kusurlu sayılacağı anlamına gelmemektedir. Boşanmanın maddi ve manevi tazminat, nafaka ve diğer mali sonuçları bakımından eşlerin evlilik birliği içerisindeki bütün kusurlu davranışlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?

Zina nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için öncelikle geçerli bir evlilik birliğinin bulunması gerekir. Eşlerin fiilen ayrı yaşamaları, aralarında daha önce boşanma davası açılmış olması veya uzun süredir ortak hayatın bulunmaması sadakat yükümlülüğünü kendiliğinden sona erdirmez. Sadakat yükümlülüğü, boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam eder.

Zina fiilinin iradi olması da gerekir. Eşin iradesi dışında gerçekleşen cinsel saldırı niteliğindeki bir eylemin zina olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Davacı eş, davalı eşin üçüncü kişiyle cinsel ilişki kurduğunu veya olayların olağan akışına göre cinsel ilişkinin gerçekleştiğine kuvvetle işaret eden bir durumun meydana geldiğini ispatlamalıdır. Zinanın doğrudan ispatı çoğu zaman mümkün olmadığından Yargıtay, doğrudan cinsel ilişki görüntüsü bulunmasını zorunlu görmemekte; birbirini tamamlayan, tutarlı ve güçlü emarelerin birlikte değerlendirilmesini kabul etmektedir.

Davanın ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde öngörülen hak düşürücü süreler içinde açılması ve davacı eşin zina eylemini affetmemiş olması gerekir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Hak Düşürücü Süre

Zina nedeniyle boşanma davası, davaya hakkı olan eşin zina fiilini öğrenmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina fiilinin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır.

Bu süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Dolayısıyla sürelerin geçirilip geçirilmediği mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınabilir. Beş yıllık süre, zina fiilinin diğer eş tarafından öğrenilip öğrenilmediğinden bağımsız olarak fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemektedir.

Anayasa Mahkemesi, 25.12.2024 tarihli, E. 2024/83 ve K. 2024/227 sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde yer alan ve zina eyleminin üzerinden her hâlde beş yıl geçmesiyle dava hakkının düşmesini öngören düzenlemeyi Anayasa’ya uygun bulmuştur. Karar, 18.03.2025 tarihli ve 32845 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı sonrasında, zina fiili beş yıldan daha sonra öğrenilmiş olsa dahi söz konusu eski fiile dayanılarak Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi kapsamında boşanma davası açılamayacağı kesinleşmiştir. Ancak şartları mevcutsa aynı olayın Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi veya olayın başka hukuki sonuçlarına dayanılması ayrıca mümkündür.

Devam Eden Zina İlişkisinde Süre Nasıl Hesaplanır?

Zina niteliğindeki ilişkinin devamlılık göstermesi hâlinde altı aylık süre son zina eyleminin sona erdiği tarihten itibaren başlar. Bununla birlikte yalnızca geçmişte bir sadakatsizlik yaşanmış olması, ilişkinin dava tarihine kadar devam ettiğini göstermeye yetmez. Devamlılık iddiasında bulunan tarafın ilişkinin sürdüğünü somut delillerle ortaya koyması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.06.2025 tarihli, E. 2025/527 ve K. 2025/6502 sayılı kararında da temadi eden zina eylemlerinde altı aylık sürenin son eylemin sona erdiği tarihten itibaren başlayacağı belirtilmiştir. Ancak somut olayda zina ilişkisinin devamlılık gösterdiği kanıtlanamadığından öğrenme tarihi ile zina sebebinin ıslah yoluyla ileri sürüldüğü tarih arasında altı aydan fazla süre geçtiği kabul edilmiş ve zina sebebine dayalı talebin reddedilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarihli, E. 2024/3505 ve K. 2025/5 sayılı kararında, başlangıçta evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanan davanın daha sonra zina sebebine dönüştürülmesi hâlinde hak düşürücü sürenin zina hukuki sebebinin usulüne uygun olarak ileri sürüldüğü tarih itibarıyla değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle zina olgusunun öğrenilmesinden sonra yalnızca genel boşanma sebebiyle dava açılması ve zina sebebinin uzun bir süre sonra ıslah yoluyla dosyaya eklenmesi ciddi hak kaybı doğurabilir.

Affetme Zina Nedeniyle Boşanma Davasını Engeller mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre affeden tarafın zina nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır.

Af açık bir beyanla gerçekleşebileceği gibi davranışlardan da anlaşılabilir. Bununla birlikte eşlerin aynı konutta yaşamaya devam etmesi, çocukların menfaati, ekonomik zorunluluk, barınma ihtiyacı veya olayın değerlendirilmesi için bir süre beklenmesi her durumda af anlamına gelmez. Af iradesinin tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya çıkması gerekir.

Zina fiilinden sonra eşlerin evlilik birliğine bilinçli biçimde devam etmeleri, birlikte tatil yapmaları, evlilik ilişkisini yeniden kurmaları veya zina eden eşin açıkça bağışlandığını gösteren davranışlarda bulunulması af olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık zina ilişkisinin devam ettiği kanıtlanıyorsa geçmişteki bazı eylemlerin affedilmiş olması daha sonra gerçekleşen yeni zina fiillerine dayanılmasını engellemez.

Zina Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl İspat Edilir?

Zina nedeniyle boşanma davasında ispat yükü, kural olarak zina iddiasında bulunan eşe aittir. Davacı, iddiasını hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ispatlamak zorundadır.

Zinanın doğrudan ispatı çoğu olayda güçtür. Eşlerin cinsel ilişki anına ilişkin bir görüntü veya doğrudan görgü tanığı bulunması hayatın olağan akışında beklenemeyeceğinden, Yargıtay zinanın güçlü fiilî karinelerle ispatlanabileceğini kabul etmektedir.

Bununla birlikte her türlü sadakatsizlik emaresi zina için yeterli değildir. Sunulan delillerin bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde cinsel ilişkinin gerçekleştiğine kuvvetle işaret etmesi gerekir. Yalnızca şüphe, söylenti, yoğun telefon görüşmesi, duygusal mesajlaşma veya sosyal medya paylaşımı zina kararı verilmesi için tek başına yeterli kabul edilmez.

Birlikte Aynı Eve Girilmesi Zinayı İspatlar mı?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.06.2024 tarihli, E. 2024/2435 ve K. 2024/4350 sayılı kararında, eşlerin ortak kullanımındaki bilgisayarda görülen yazışmalar, üçüncü kişiyle randevulaşma, eşin takip edilmesi sonucunda başka bir kadınla birlikte bir eve girdiğinin görülmesi ve bu durumun tanık anlatımıyla doğrulanması birlikte değerlendirilmiştir.

Yargıtay, yazışmalarda açıkça cinsel ilişkiden söz edilmemesine rağmen olayların bütünü itibarıyla zina fiilinin ispatlandığını kabul etmiştir. Karar, doğrudan cinsel ilişki görüntüsü bulunmasa dahi birbirini tamamlayan güçlü emarelerin zina ispatı bakımından yeterli olabileceğini göstermektedir.

Ancak bir kişinin yalnızca ortak konuta veya başka bir eve girmiş olması her durumda zina anlamına gelmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.03.2025 tarihli, E. 2024/4091 ve K. 2025/2705 sayılı kararında, dava dışı kişinin eve kitap getirmek amacıyla geldiğine ilişkin ikrarın kapsamı genişletilerek zina sonucuna ulaşılamayacağı belirtilmiştir. Davalı eşin kapıyı kilitlediğine, geç açtığına veya üçüncü kişiyle cinsel ilişki yaşadığına ilişkin bir ikrar bulunmadığından zina iddiası kanıtlanmamış sayılmıştır.

Dolayısıyla aynı eve girme olgusu; giriş saati, kalınan süre, yerin niteliği, tarafların davranışları, tanık anlatımları, yazışmalar ve diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Mesajlarla Zina İspatlanabilir mi?

WhatsApp, SMS, e-posta ve sosyal medya yazışmaları, içerikleri ve elde ediliş biçimleri itibarıyla zina davasında önemli deliller olabilir. Ancak mesaj kayıtlarının hükme esas alınabilmesi için öncelikle mesajların davalı eşe ait olduğunun ve hukuka uygun şekilde elde edildiğinin ortaya konulması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.06.2025 tarihli, E. 2024/9853 ve K. 2025/6237 sayılı kararında, mesajların bulunduğu telefonun davalı eşe ait olması, mesajlar ortaya çıktıktan sonra eşin sergilediği tavır ve davranışlar, mesajların kendisine ait olduğunu gösteren sözleri, özür dilemesi ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmiştir. Mesajların aidiyeti bu şekilde ispatlandıktan sonra içeriklerinin zina fiilini ortaya koyduğu kabul edilmiştir.

Bu karar uyarınca mesaj içerikleri zina ispatına elverişli olabilir. Ancak yalnızca kırpılmış, göndereni belli olmayan veya bağlamından koparılmış ekran görüntülerinin sunulması yeterli değildir.

Ekran Görüntülerinin Delil Değeri Nedir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.12.2024 tarihli, E. 2023/3675 ve K. 2024/9976 sayılı kararında, davacı tarafından sunulan WhatsApp ekran görüntülerinin davalı eşe ait olduğu ileri sürülmüş; davalı ise mesajların kendisine ait olmadığını ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğini savunmuştur.

Yargıtay, mesajların davalının eli ürünü olduğunun ve hukuka uygun şekilde elde edildiğinin davacı tarafından ispatlanması gerektiğini belirtmiştir. Aidiyet ve hukuka uygunluk kanıtlanamadığından ekran görüntüleri hükme esas alınmamış ve diğer deliller de zinayı ispatlamaya yeterli bulunmadığı için karar bozulmuştur.

Bu nedenle dijital yazışma sunulurken mümkün olduğunca:

  • Yazışmanın tamamının ve kronolojik akışının korunması,
  • Telefon numarası veya hesap sahibinin belirlenebilmesi,
  • Tarih ve saat bilgilerinin görünür olması,
  • Orijinal cihazın muhafaza edilmesi,
  • Mesajların silinmemesi veya değiştirilmemesi,
  • Karşı tarafın inkârı hâlinde bilirkişi incelemesi talep edilmesi,
  • Yazışmanın hangi yöntemle elde edildiğinin açıklanması

gerekmektedir.

Hukuka Aykırı Elde Edilen Deliller Kullanılabilir mi?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.11.2023 tarihli, E. 2023/2519 ve K. 2023/5205 sayılı kararında, davacı eşin diğer eşin aracının bagajında bulunan telefondan izinsiz biçimde aldığı video ve fotoğraflar özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve hukuka aykırı elde edilmiş deliller olarak değerlendirilmiştir. Bu kayıtların hükme esas alınamayacağı, geriye kalan mesajların da başka delillerle desteklenmediği için zina ispatına yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

Bu nedenle eşin telefon şifresini kırmak, özel hesabına izinsiz girmek, casus yazılım kullanmak, gizli dinleme cihazı yerleştirmek veya özel yaşam alanını hukuka aykırı biçimde görüntülemek yalnızca delilin reddedilmesine değil, şartları varsa hukuki ve cezai sorumluluğa da yol açabilir.

Delilin eşler arasındaki ilişki içerisinde elde edilmiş olması, onu kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Her olayda delilin nasıl, nerede ve hangi koşullarda elde edildiği ayrıca değerlendirilir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Hangi Delilleri Sunmak Gerekiyor?

Zina nedeniyle boşanma davasında sunulması gereken deliller her somut olayın özelliklerine göre değişir. En sağlıklı yöntem, tek bir delile dayanmak yerine birbirini doğrulayan ve tamamlayan bir delil zinciri oluşturmaktır.

1. Otel ve Konaklama Kayıtları

Davalı eş ile üçüncü kişinin aynı tarihte ve özellikle aynı odada konakladığını gösteren otel kayıtları önemli bir delil olabilir. Bu kayıtların doğrudan ve hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi yerine mahkemeden ilgili otel, kolluk birimi veya yetkili kuruma müzekkere yazılması talep edilmelidir.

Otel kaydı tek başına her durumda zina sonucunu doğurmasa da mesajlar, seyahat kayıtları, tanık anlatımları ve diğer delillerle birleştiğinde güçlü bir karine oluşturabilir.

2. Tanık Beyanları

Tanıklar, eşin üçüncü kişiyle birlikte eve veya otele girdiğini, birlikte yaşadıklarını, geceyi aynı yerde geçirdiklerini, eşin ilişkiyi kabul eden sözler söylediğini veya olay sonrasında özür dilediğini anlatabilir.

Ancak tanığın bizzat gördüğü ve işittiği olaylar önemlidir. Başkasından duyulan, zamanı ve kaynağı belli olmayan soyut anlatımlar zina ispatı bakımından yeterli görülmeyebilir. Tanıkların olayın tarihi, yeri, tarafların davranışları ve bilgiyi nasıl edindikleri konusunda somut açıklamalar yapabilmesi gerekir.

3. WhatsApp, SMS, E-posta ve Sosyal Medya Yazışmaları

Cinsel ilişkiyi açıkça gösteren, buluşma ve konaklama planları içeren veya ilişkinin mahiyetini ortaya koyan yazışmalar zina ispatında kullanılabilir. Bununla birlikte yazışmanın:

  • Davalı eşe ait olması,
  • Değiştirilmemiş ve bütünlüğünün korunmuş olması,
  • Hukuka uygun şekilde elde edilmesi,
  • Gerekirse bilirkişi incelemesine elverişli biçimde sunulması

gerekir.

Yalnızca karşı tarafın profil fotoğrafı ile birlikte sunulan isimsiz mesaj görüntüleri, sahte hesap içerikleri veya bağlamından koparılmış birkaç cümle ciddi ispat sorunları doğurur.

4. Fotoğraf ve Video Kayıtları

Tarafların kamuya açık bir yerde birlikte görüntülenmesi, aynı konuta veya otele girişlerinin kayda alınması ve ilişkinin mahiyetini gösteren fotoğraflar destekleyici delil olarak sunulabilir.

Ancak özel konuta gizli kamera yerleştirilmesi, mahrem alanların görüntülenmesi veya kişilerin sürekli ve sistematik biçimde hukuka aykırı takibe alınması kabul edilebilir delil sınırlarını aşabilir. Fotoğraf veya videonun nerede, kim tarafından ve hangi koşullarda çekildiği mutlaka açıklanmalıdır.

5. Güvenlik Kamerası Kayıtları

Apartman, site, otel, iş yeri veya kamuya açık alanlardaki güvenlik kamerası kayıtları, kişilerin aynı yere giriş ve çıkış zamanlarını gösterebilir. Kayıtların silinme süresi kısa olabileceğinden mahkemeden gecikmeksizin delil tespiti veya müzekkere talep edilmesi önemlidir.

Bu kayıtlar çoğunlukla zina fiilini tek başına değil, diğer delillerle birlikte ispatlamaya yarar.

6. HTS ve Telefon Trafik Kayıtları

HTS kayıtları, belirli telefon numaraları arasında görüşme ve mesaj trafiği bulunduğunu, görüşmelerin sıklığını ve zamanını gösterebilir. Ancak görüşmelerin içeriğini göstermez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli, E. 2023/2978 ve K. 2024/491 sayılı kararına konu olayda da HTS kayıtlarının yalnızca telefon görüşmesi ve mesajlaşma trafiğini gösterdiği, görgüye dayalı tanık anlatımı bulunmadığı ve bu kayıtların zina eylemini ispatlamaya yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

Dolayısıyla yoğun görüşme trafiği, özellikle gece saatlerinde yapılan görüşmeler veya olağan dışı iletişim sıklığı destekleyici emare olabilir; ancak tek başına cinsel ilişkinin gerçekleştiğini ispatlamaz.

7. Seyahat, Ulaşım ve Rezervasyon Kayıtları

Uçak, otobüs veya tren biletleri, birlikte yapılan rezervasyonlar, araç kiralama kayıtları, seyahat planları ve giriş-çıkış kayıtları tarafların aynı yer ve zamanda birlikte olduklarını gösterebilir.

Bu belgeler, otel kayıtları ve mesaj içerikleriyle birlikte değerlendirildiğinde daha güçlü bir ispat aracı hâline gelir.

8. Banka ve Kredi Kartı Kayıtları

Otel, restoran, seyahat, hediye veya konaklama harcamaları ilişkinin varlığını ve zamanını gösterebilir. Bununla birlikte banka kayıtları çoğu durumda tek başına zina ispatına yeterli olmayıp destekleyici delil niteliğindedir.

Banka ve kredi kartı hareketlerinin mahkeme aracılığıyla ilgili finans kuruluşundan istenmesi gerekir.

9. Sosyal Medya Paylaşımları

Sosyal medyada üçüncü kişiyle samimi fotoğraf paylaşılması, medeni durumun farklı gösterilmesi veya tarafların kendilerini evli gibi tanıtması sadakat yükümlülüğünün ihlalini gösterebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.09.2024 tarihli, E. 2023/9340 ve K. 2024/6079 sayılı kararında, başka bir kişinin sosyal medya profilinde davalı eşle ilgili “evli” şeklinde durum paylaşılması ve paylaşım altına evlilik tebrikleri yazılması zina ispatı için yeterli bulunmamış; ancak güven sarsıcı davranış kabul edilerek Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir.

Bu karar, sosyal medya delillerinin zina ile genel sadakat ihlali arasındaki ayrım bakımından önemli olduğunu göstermektedir.

10. Taraf Beyanları ve İkrar

Davalı eşin ilişkiyi kabul etmesi, özür dilemesi veya üçüncü kişiyle cinsel ilişkiyi ortaya koyan açıklamalarda bulunması önemli bir delildir. Ancak boşanma davalarında tarafların ikrarı hâkimi bağlamaz. Hâkim, ikrarı diğer deliller ve olayların bütünüyle birlikte değerlendirir.

İkrarın kapsamı da genişletilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2024/4091 ve K. 2025/2705 sayılı kararında, eşin yalnızca üçüncü kişinin eve kitap getirdiğini kabul etmiş olması zina ikrarı olarak değerlendirilmemiştir.

Hangi Deliller Zina İspatı İçin Tek Başına Yeterli Değildir?

Yargıtay’ın güncel kararları uyarınca aşağıdaki olgular tek başına zina ispatı bakımından yeterli görülmeyebilir:

  • Sadece HTS ve telefon görüşme kayıtları,
  • Kaynağı ve aidiyeti belirlenemeyen ekran görüntüleri,
  • Duyuma dayalı ve soyut tanık anlatımları,
  • Başka biriyle duygusal veya samimi mesajlaşma,
  • Sosyal medyada “evli” veya “ilişkisi var” paylaşımı,
  • Üçüncü kişinin bir kez ortak konuta gelmesi,
  • Karşı cinsten biriyle fotoğraf çektirilmesi,
  • Flört etme, öpüşme veya sarılma,
  • Gece geç saatlerde görüşme yapılması,
  • Kim tarafından ve nasıl elde edildiği belli olmayan fotoğraf veya videolar.

Bu davranışlar zina olarak kabul edilmese bile güven sarsıcı davranış veya sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ederek Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebilir.

Zina Davası Terditli Olarak Açılabilir mi?

Zina iddiasının ispatlanamaması hâlinde davanın tamamen reddedilmesi riski bulunmaktadır. Bu nedenle somut olayın şartları uygunsa dava;

“Öncelikle Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca zina nedeniyle, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma”

şeklinde terditli olarak açılabilir.

Nitekim Yargıtay’ın güncel kararlarında, zina için yeterli görülmeyen mesajlaşma, sosyal medya paylaşımı ve üçüncü kişiyle yakın ilişkinin güven sarsıcı davranış olarak genel boşanma sebebi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Dava dilekçesinde yalnızca hukuki sebebin yazılması yeterli değildir. Zina olarak ileri sürülen olayların tarihi, yeri, öğrenme şekli, üçüncü kişiyle ilişkinin niteliği ve her bir vakıanın hangi delille ispatlanacağı açıkça gösterilmelidir.

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Gerçekleşen Zina Nasıl İleri Sürülür?

Eşlerin sadakat yükümlülüğü boşanma davası açılmasıyla değil, boşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer. Bu nedenle boşanma davası devam ederken üçüncü kişiyle cinsel ilişki kurulması da zina teşkil edebilir.

Ancak dava açıldıktan sonra gerçekleşen yeni zina fiili mevcut davaya ıslah yoluyla eklenemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2022 tarihli, E. 2020/2-362 ve K. 2022/1514 sayılı kararında, dava açıldıktan sonra meydana gelen yeni bir vakıanın tam ıslah yoluyla dahi mevcut davaya dâhil edilemeyeceği kabul edilmiştir. Bu durumda yeni zina eylemine dayanılarak ayrı bir boşanma davası açılması ve aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilmesinin talep edilmesi gerekir.

Buna karşılık dava tarihinden önce gerçekleşmiş, ancak dilekçede ileri sürülmemiş bir vakıanın ıslah yoluyla davaya dâhil edilip edilemeyeceği, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı, ıslahın kapsamı ve hak düşürücü süreler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Zina Yapan Eş Her Durumda Tam veya Ağır Kusurlu mudur?

Zina fiili evlilik sadakat yükümlülüğünün ağır bir ihlali olmakla birlikte, zina yapan eş sırf bu fiil nedeniyle her durumda otomatik olarak tam veya ağır kusurlu sayılamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.09.2024 tarihli, E. 2024/2-415 ve K. 2024/422 sayılı kararında, dayanılan boşanma sebebinin özel, genel, mutlak veya nispi olmasının eşlerden hangisinin daha ağır kusurlu olduğunu belirlemek bakımından tek başına ölçüt olmadığı kabul edilmiştir.

Karara konu olayda kadın eşin zina yaptığı, erkek eşin ise kadına sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, bir olayda burnunu kırdığı, bağımsız konut sağlamadığı ve aile konutunun elektrik, su ve doğal gazını kapattırdığı belirlenmiştir. Hukuk Genel Kurulu, tarafların bütün kusurlu davranışlarını karşılaştırarak eşlerin eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Bu nedenle zina fiili ispatlandığında boşanma sebebi gerçekleşmekle birlikte maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası yönünden diğer eşin şiddet, hakaret, ekonomik şiddet, terk veya benzeri kusurlu davranışları da değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.06.2025 tarihli, E. 2025/3435 ve K. 2025/6642 sayılı kararında da her iki eşin zina yaptığı bir olayda tarafların otomatik olarak eşit kusurlu sayılamayacağı; zina fiillerinin gerçekleşme zamanı, şekli, süreçleri ve diğer kusurlu davranışların birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Zina Nedeniyle Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat

Zina nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen eş, Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesindeki şartların bulunması hâlinde maddi ve manevi tazminat talep edebilir.

Ancak tazminat talep eden eşin boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurlu olması gerekir. Zina fiilinin ispatlanmış olması, davacı eş lehine kendiliğinden tazminat doğurmaz. Davacı eşin fiziksel şiddet, hakaret, ekonomik baskı veya başka ağır kusurlu davranışları varsa kusur karşılaştırması sonucunda tazminat talebi reddedilebilir.

Tazminat miktarı belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı, evlilik süresi, ihlalin niteliği, paranın alım gücü ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır.

Zinanın Mal Rejimine Etkisi

Türk Medeni Kanunu’nun 236/2. maddesine göre zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Bu düzenleme, zina yapan eşin bütün mal rejimi alacaklarının otomatik biçimde ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Hâkimin takdir yetkisi esas olarak edinilmiş mallara katılma rejimindeki artık değere katılma alacağı bakımındandır. Katkı payı alacağı, değer artış payı veya kişisel mal iddiaları hukuki niteliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2024 tarihli, E. 2023/1065 ve K. 2024/2455 sayılı kararında, eşini ve çocuklarını terk ederek başka bir erkekle yaşamaya başlayan kadının artık değere katılma alacağının tamamen kaldırılması yönündeki takdir uygun bulunmuş; buna karşılık evlilik içinde edinilen mallara fiilî ve ekonomik katkısından doğan katkı payı alacağı korunmuştur.

Dolayısıyla zina nedeniyle boşanma kararı verilmiş olması hâlinde mal rejimi tasfiyesi ayrıca ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Zina Nedeniyle Boşanma Davasına İlişkin Son Beş Yıldaki Başlıca İçtihat Gelişmeleri

Son beş yıllık Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde zina nedeniyle boşanma davalarında şu esasların öne çıktığı görülmektedir:

  • Zina yapan eşin otomatik olarak tam veya ağır kusurlu sayılması anlayışı terk edilmiş; eşlerin bütün kusurlu davranışlarının birlikte karşılaştırılması gerektiği kabul edilmiştir.
  • Dijital deliller bakımından aidiyet, bütünlük ve hukuka uygun elde edilme şartları daha sıkı biçimde denetlenmeye başlanmıştır. Özellikle ekran görüntüsünün kime ait olduğu ve nasıl elde edildiği ispatlanmadıkça hükme esas alınamayacağı açıkça ortaya konulmuştur.
  • Doğrudan cinsel ilişki görüntüsü aranmadığı; birbirini tamamlayan yazışma, takip, aynı eve girme ve tanık anlatımı gibi güçlü emarelerle zina ispatının mümkün olduğu kabul edilmiştir.
  • Buna karşılık HTS kaydı, sosyal medya paylaşımı, samimi mesajlaşma veya üçüncü kişinin eve gelmesi gibi olguların tek başına zina için yeterli olmadığı; bu eylemlerin şartları varsa güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
  • Dava açıldıktan sonra meydana gelen zina fiilinin mevcut davaya ıslahla eklenemeyeceği, yeni dava açılması gerektiği kabul edilmiştir.
  • Altı aylık hak düşürücü sürenin zina sebebinin ıslahla ileri sürülmesi hâlinde de gözetileceği; devam eden zina iddiasının ise somut delillerle ispatlanması gerektiği belirtilmiştir.
  • Anayasa Mahkemesi tarafından zina fiilinden itibaren beş yıllık mutlak hak düşürücü sürenin Anayasa’ya uygun olduğuna karar verilmiştir.
  • Zinanın artık değere katılma alacağını azaltabileceği veya tamamen kaldırabileceği, ancak bütün mal rejimi alacaklarını kendiliğinden ortadan kaldırmadığı kabul edilmiştir.

Sonuç

Zina nedeniyle boşanma davası, hem kanuni süreler hem de delillerin elde edilme yöntemi bakımından dikkatle yürütülmesi gereken özel bir boşanma davasıdır. Zinanın doğrudan ispatı zorunlu olmamakla birlikte mahkemenin cinsel ilişkinin gerçekleştiğine kanaat getirmesini sağlayacak güçlü, tutarlı ve hukuka uygun bir delil zinciri oluşturulmalıdır.

Dava açılmadan önce zina fiilinin öğrenildiği tarih, eylemin gerçekleşme zamanı, ilişkinin devam edip etmediği, af sayılabilecek davranışların bulunup bulunmadığı ve delillerin nasıl elde edildiği ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.

Özellikle dijital deliller bakımından yalnızca ekran görüntüsü almakla yetinilmemeli; orijinal cihaz ve kayıtlar korunmalı, yazışmaların tamamı muhafaza edilmeli, aidiyet itirazı ihtimaline karşı teknik inceleme talep edilmeli ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden yöntemlerden kaçınılmalıdır.

Zina iddiasının ispatlanamaması ihtimaline karşı somut olayın şartları elveriyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı talebin terditli biçimde ileri sürülmesi de değerlendirilmelidir. Her somut olayın delilleri, kusur durumu ve hukuki sonuçları birbirinden farklı olduğundan dava stratejisinin olay özelinde belirlenmesi gerekir. Bu bağlamda zina nedeniyle boşanma davası açacak kişilerin uzman bir boşanma avukatı ile çalışması oldukça önem taşımaktadır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre hukukî değerlendirme değişebilir.

Somut olayın özelliklerine göre hukukî değerlendirme yapılması gerektiğinden, konuya ilişkin ayrıntılı bilgi almak için iletişim sayfası üzerinden başvuru yapılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Zina nedeniyle boşanma davası ne kadar sürede açılmalıdır?

Dava, zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir.

Zina nedeniyle boşanma davası nasıl ispat edilir?

Zina, doğrudan delillerin yanı sıra birbirini tamamlayan, tutarlı, güçlü ve hukuka uygun emarelerle ispatlanabilir. Delillerin birlikte değerlendirildiğinde cinsel ilişkinin gerçekleştiğine kuvvetle işaret etmesi gerekir.

Zina nedeniyle boşanma davasında hangi deliller sunulabilir?

Somut olaya göre otel ve konaklama kayıtları, tanık beyanları, yazışmalar, fotoğraf ve videolar, güvenlik kamerası kayıtları, seyahat ve rezervasyon kayıtları ile banka hareketleri sunulabilir. Delillerin hukuka uygun elde edilmiş olması gerekir.

WhatsApp ekran görüntüleri zina ispatı için yeterli midir?

Ekran görüntülerinin aidiyeti, bütünlüğü ve hukuka uygun şekilde elde edildiği ortaya konulmalıdır. Kırpılmış, göndereni belirlenemeyen veya bağlamından koparılmış görüntüler tek başına yeterli görülmeyebilir.

HTS kayıtları tek başına zinayı ispatlar mı?

HTS kayıtları görüşme ve mesaj trafiğini gösterir; görüşmelerin içeriğini göstermez. Bu nedenle tek başına zina ispatı için yeterli olmayabilir ve diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Affetme zina nedeniyle boşanma davasını engeller mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre affeden taraf zina sebebine dayanarak dava açamaz. Ancak aynı konutta yaşamaya devam edilmesi her somut olayda tek başına af anlamına gelmez.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir